Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


AİHM kararları herkesi bağlar

Taha Akyol yazdı;

Evet, AİHM kararları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış bütün devletleri, o devletlerin bütün yetkililerini bağlar. “Bizi bağlamaz” demek siyasi bir sözdür, hukukta karşılığı yoktur.

Bu söz söylenirken hukuki gerekçesi söylenmiyor zaten.

Teknik ayrıntılara girmeden hukuki duruma bakalım.

KİMLERİN İMZASIYLA?

İmzaladığımız, yani “imzacı taraflar”dan biri olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) bakın 46/1. Maddesinde ne diyor:

Yüksek Sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.”

Burada bahsedilen Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. (Md. 19)

Türkiye, Menderes döneminde 1954’te AİHS’yi onayladı.

Özal döneminde 1987’de AİHM’ye bireysel başvuruyu kabul etti.

Ve Tayyip Erdoğan döneminde, 2004 yılında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki özgürlük tanımlarının yerli hukuktan üstün olduğunu Anayasa’ya yazdı. (Madde 90)

Bununla kalmadı, yine Erdoğan döneminde 2010 yılındaki ünlü “yetmez ama evet” referandumuyla AYM’ye “bireysel başvuru” kabul edildi: Anayasa’nın 145. Maddesine “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki temel hak ve özgürlüklerin ihlali” hükmünü koydu.

Selahattin Demirtaş da Osman Kavala ve Şahin Alpay’la Mehmet Altan da bu yollardan AİHM’ye gittiler.

MAHKUMİYET HALİNDE

Erdoğan döneminde Türkiye bununla da yetinmedi: Ceza Muhakemeleri Kanunu’na bir madde ekledi: 311/f maddesine göre, Türkiye’de mahkûm olan bir kimse hakkında usulden veya esastan AİHM farklı bir karar verirse, Türkiye o kişiyi yeniden yargılamak ve AİHM’ye uygun karar vermek zorundadır.

Demirtaş hakkında, Kavala hakkında veya başka bir kimse hakkında yerli mahkemeler mahkûmiyet kararı verirse, işte anayasa ve kanunlarımızdaki bu hükümler onu AİHM kararlarına göre yeniden yargılamayı, AİHM kararlarına uygun yeni bir karar vermeyi gerektirecektir.

Ortada bu hukuki gerçekler varken nasıl “bizi bağlamaz” denilebilir?

İKİ KONU

İki konuya da kısaca değineyim. Biri İspanya’da Herri Batasına adlı ayrılıkçı partinin terörü kınamaktan sakınması sebebiyle kapatılmasını “demokratik toplumun gereklerine uygun” bulan AİHM kararı. (30 Haziran 2009)

Bu, parti kapatmayla ilgidir, ceza hukukuyla ilgili değildir.

Bu açıdan, HDP’nin kapatılması da hukuka uygun olur fakat siyaseten yanlış olur. Daha önce bu konuyu ayrıntılı olarak yazdım.

İkincisi, “iç yargı yolları tükenmeden” AİHM’nin karar vermesi.

AİHM’nin Osman Kavala, Şahin Alpay, Mehmet Altan kararları da böyleydi. Çünkü iktidarlar veya maddi yetersizlikler “iç yargı yolları”nı çok uzatabilir; böyle durumlarda AİHM iç yargı yollarının tükenmesini beklemeden karar veriyor.

1979 tarihli Winterwerp-Hollanda kararından beri AİHM bu içtihattadır.

Bizim Anayasa Mahkememiz de aynen bu içtihattadır, Genel Kurul kararı vardır. (B. No: 2014/192)

TARİHİN TANIKLIĞI

Ülkenin güvenliği için hukuk ihlalleri yapsak ne olur?

Bu, Tek Parti rejimlerinin “emniyet-i umumiye” anlayışıdır, bu çağda ülkeye zarar verir.

Yaşadıklarımız da bunu doğruluyor: Bu iktidar AİHM ve AYM kararlarının bağlayıcılığı hakkında yukarıda özetlediğim düzenlemeleri yaparken…

AP Parlamentosu’nda Türk bayraklarıyla birlikte “yes” pankartları yükseliyordu.

Başbakan Erdoğan 2011 hükümet programında “AB Katılım sürecCumhuriyet’in kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesidir” diyordu.

Erdoğan’ın o dönemde AB PKK’yı destekliyor diye bir şikâyeti yoktu.

Bu hukuki reformların sağladığı güven ortamı, Türkiye’ye 220 milyar dolar dış yatırım getiriyordu.

İktidarın bugün övündüğü her eser, o birikimin ürünüdür.

GELİŞMİŞ ÜLKE OLMAK

Fakat ne zaman ki hukuk sistemi hakkında kuşkular oluşmaya, karar ve raporlar çıkmaya başladı; yatırım ikliminde oluşan tereddütler ülkeyi adım adım krize sürükledi…

Kişi başına gelirimiz 12.000 dolardan 8.750 dolara düştü, belki daha aşağıya…

Dışarıya beyin göçünün hızlanmasının yarınki Türkiye’ye yüklediği ağır maliyeti kim hesap edebilir?

Demirtaş’ı, Kavala’yı, Ahmet Altan’ı içeride tutmakla Türkiye’nin kazandığı “güvenlik” faktörü ne ise, son 6-7 yılda hukuka düşen gölgenin zararı bundan kat, kat fazladır.

Ekonomisi ve hukukuyla gelişmiş ülke düzeyine bir Türkiye’nin milli birliği çok, çok daha güçlü olacaktır.

Bakın, gelişmiş hangi ülkede tehditkâr etnik terör kaldı?!

 

 




Anahtar Kelimeler: kararları herkesi bağlar

HABERLER