Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ahmet Murat Aytaç: Tek adam rejimi ülkeyi adım adım dibe doğru götürüyor

Şerif Karataş, evrensel.net’te Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç ile “Tek adam rejimi ülkeyi adım adım dibe doğru götürüyor” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Aşağıya alıntılıyoruz.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Meclis açılışıyla birlikte sistem tartışmalarını da beraberinde getirdi. Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç, temel soruları çözeceği iddiasıyla getirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle ilgili, “Vardığımız aşamadaysa temel sorunların çözülmek şöyle dursun daha da ağırlaştığı ve ülkenin uluslararası alanda koyu bir yalnızlık içine düştüğü net bir şekilde görülmektedir. “Türkiye’yi uçuracak!” denilen proje uygulandıkça ülkenin dibe vurma noktasına doğru adım adım yaklaştığını söylemek hiç de abartılı olmaz” değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi karşısındaki muhalif tutum esas itibarıyla restorasyoncu olduğu eleştirisini yapan Aytaç, restorasyoncu bakış açısı eski sistemin zaafını görmediğini söyledi.

Aytaç sorularımızı yanıtladı.

3 yılını geride bırakan ve resmiyette adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olan sistemi değerlendirecek olursanız neler söylersiniz? Sistem sözü edildiği kadar ülkenin sorunlarına çözüm ya da çözümler getirdi mi?

Bugün uygulanan sistemin ülkenin bütün temel sorunlarına çözüm yolunu açacağı, memleketin ufkunu genişleterek iktidarı büyük hedeflere yönlendireceği ve böylelikle devleti bir dünya gücüne dönüştüreceği savunuluyordu. Vardığımız aşamadaysa temel sorunların çözülmek şöyle dursun daha da ağırlaştığı ve ülkenin uluslararası alanda koyu bir yalnızlık içine düştüğü net bir şekilde görülmektedir. “Türkiye’yi uçuracak!” denilen proje uygulandıkça ülkenin dibe vurma noktasına doğru adım adım yaklaştığını söylemek hiç de abartılı olmaz. Tabii durum böyle olunca en başından beri bu sisteme muhalefet etmiş olanlar eldeki sonuçlardan yola çıkarak zamanın kendilerini doğruladığını ileri sürüyor. Öte yandan sistemin savunucuları arasında da bazılarının artık işlerin yolunda gitmediğini kabul etme noktasına geldiği görünüyor. Ancak bu cenahta sorunu genelde tali sayılabilecek faktörlerle açıklayarak başarısızlığı dışsallaştırma eğilimi hakim. Ne var ki sistemin tali sebeplerle işlemediğini söylemek günübirlik veya dönemlik meseleleri kontrol edebilecek ölçüde güçlü bir sistem yaratamadığını itiraf etmekten başka bir anlama gelmiyor.

“SİSTEMİN PERFORMANSIYLA BERABER ÖLÇÜLEN TEK ŞEY AKP VE ERDOĞAN DEĞİL”

Cumhur İttifakında yer alan AKP ve MHP ise sistem değişikliğini kabul etmiyor. Tek adam rejimi ve ülkenin sorunlarını çözmediği eleştirilerrinin yapıldığı sistemi başta Erdoğan olmak üzere Cumhur İttifakının ısrarla savunmasını nasıl açıklarsınız?

Cumhur İttifakı bileşenlerinin zaten kendilerinin eseri olan ve onları iktidarda tutan bir sistemi savunmakta ısrarlı olması eşyanın tabiatına uygun, kolay anlaşılır bir gerekçeyle açıklanabilirmiş gibi duruyor. Ancak bu ısrarın arka planında yer alan, İslamcı-muhafazakar düşünüş tarzının yerlici eğilimleriyle uyumlu, daha derinden işleyen tarihsel bir etmenin de dikkate alınmasında yarar var. Açıkçası anayasa tarihimizin ilk aşamalarında bile parlamentarizm ile İslamcı düşünürlerin arası hiç iyi olmamıştı. O dönem Said Halim Paşa’nın görüşlerinde sistematik ifadesini bulan ve anayasa yapımına yönelen İslamcı tepkinin esasını şu şekilde özetleyebiliriz: Anayasa aracılığıyla getirilen Batılı siyasi kurumlar Türkiye’nin toplumsal yapısıyla uyumsuzdur ve bu uyumsuzluk yüzünden memleket süreklilik gösteren düşünsel, toplumsal ve siyasi “buhranlar” içinde yaşamaktadır. Çözümse siyasi kurumları toplumun dokusunu oluşturan dini ve milli niteliklere uygun bir şekilde tasarlamak ve anayasayı buna göre yapılandırmaktır. İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu düşünce geleneğinin günümüzdeki devamcılarının önünde neredeyse hiçbir engelin kalmadığı, kendi gönüllerine göre belirledikleri yerli ve milli hassasiyetlerle yapılmış anayasa değişikliklerinin doğurduğu siyasi kurumlara dayanıyor. Yani “Türk tipi başkanlık” olarak da tanımlanan bu sistemin performansıyla beraber ölçülen tek şey AKP ve Erdoğan değildir; aynı zamanda modernleşmeye yönelmiş asırlık bir eleştiri geleneğinin tarihsel geçerliliği de sınanmaktadır. Başarısızlığı kabul etmede gösterilen direnç, bir ölçüde meselenin taşıdığı bu tarihsel derinlikle ilgili olabilir gibi geliyor bana.

‘TEK ADAM REJİMİ’ GÖKTEN ZEMBİLLE İNMEDİ

Millet İttifakında yer alan muhalefet partileriyle birlikte 6 siyasi parti Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sorunları çözmediği eleştirisini getirerek, güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisi getiriyor. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunları da göz önüne aldığımızda yeniden parlamenter sisteme dönüş sorunların çözümüne katkı sağlar mı?

Muhalefetin genel eğilimi parlamenter sisteme geri dönüş yönünde belirginlik kazanmıştır. Bu açıdan bakıldığında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi karşısındaki muhalif tutum esas itibarıyla restorasyoncudur. Her siyasal restorasyon girişimi, eski olanın bugün var olana göre az ya da çok tercih edilebilir olduğu varsayımından yola çıkar. Tabii hiçbir restorasyon süreci eskinin aynen yeniden üretilmesi şeklinde olmamıştır, olamaz. Nitekim bugün sistem önceden nasıl işliyorduysa o şekilde yeniden diriltilmesini öneren hiçbir muhalif parti yoktur. Böylesi bir geri dönüşün bugün yaşadığımız bazı sorunlara çözüm getireceği söylenebilir. Zira denenmiş ve az çok işlediği görülmüş her sistem, hiç işlemeyen ve kötü çalışan bir sisteme göre tercih edilebilir. Ama bu tercihin esasen bir ehvenişer mantığına dayandığını, yani iki kötü arasındaki bir seçim yapıldığını asla unutmamak gerekir. Zira Türkiye’nin demokratik hayatı önceden de çok sorunluydu. En önemlisi bugünkü “tek adam rejimi” gökten zembille inmedi; o dönem yürürlükte olan anayasal mekanizmaları kullanarak ve daha da önemlisi halkoyuna dayanarak ortaya çıktı. Yani parlamenter sistemin içinden doğdu, ona dışarıdan dayatılmadı. Eski sistemin hangi zaaflarının ülkeyi böyle bir otoriterleşmeye götürdüğü sorusu restorasyoncu bakış açısının radarına takılmamış gibi görünüyor.

“DEMOKRASİ İÇİN ÖNCE MİLLİ İRADE DEMOKRATİKLEŞTİRİLMELİ”

Peki, bu iki sistem dışında Türkiye’nin ve Türkiye halklarının sorunlarının çözüme kavuşmasını sağlayacak, üçüncü bir seçenek var mı? Varsa açar mısınız?

Siyaset bilimi literatüründe temsili demokrasilerde karşılaşabileceğimiz hükümet sistemleri arasında parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı-başkanlık sistemi sayılmaktadır. Ama sizin “üçüncü seçenek” derken kastettiğiniz şeyin yarı-başkanlık türünden bir şey olmadığını tahmin ediyorum. O yüzden sorunuza yanıt olarak demokratikleşme tartışmasının sadece hükümet sistemleri üzerinden ele alınmasının görmemizi engellediği çok önemli bir başka boyuta işaret ederek yanıt vermek istiyorum. Demokratik rejimler, her siyasal rejim için geçerli olduğu gibi, orada hüküm süren egemenlik anlayışından bağımsız olarak değerlendirilemez ve sadece rejimi idare eden hükümet sistemine indirgenemez. Mesela Türkiye’deki demokratikleşme tartışmasının ana çerçevesi “milli irade”yi egemen kılma anlayışınca çizilmiş durumda ve tartışılan hükümet sistemlerinin değeri de bu anlayışa ne ölçüde uygun olduğuna bağlı olarak belirleniyor. Halbuki demokrasimizin karşı karşıya olduğu birçok sorun milli iradenin üniter, güvenlikçi ve sermaye yanlısı bir bakış açısıyla tasarlanmış olmasından ileri geliyor. Bu yüzden etnik ve kültürel farklılıklara dayalı tanınma siyaseti “bölücülük”, emeğin hak mücadeleleri “servet düşmanlığı”, farklı inanç kesimlerinin (gayrimüslimlerin, Alevilerin, ateistlerin, dindar Müslümanların vb.) özgürlük talepleri “irtica” veya “dinsizlik” olarak damgalanıp kolaylıkla siyasal alanın dışına itilebiliyor. Tüm bunları dikkate alınca Türkiye’de güçlü bir demokrasi yaratmanın yolunun önce milli iradeyi demokratikleştirmekten geçtiği, daha veciz bir ifadeyle “Demokrasiyi demokratikleştirmek” gerektiği söylenebilir.

 

Kaynak: Farklı Bakış




HABERLER