Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ahlaki Krizimizin Sebepleri

Ali Bulaç Yazdı;

Hadis sepetindeki çürük elmalar (5)

Kamusal ve toplumsal ahlak üretmememizin sebeplerini araştırırken, Kur’an-ı Kerim’den sonra varlık, hayat ve insan anlayışımızın teşekkülünde ikinci derecede rol oynayan hadislere de bakmak gerekir. Hadisler “sıhah ve müsnedler” adı altında çeşitli mecmualarda toplanmışlardır. Hadis mecmualarını bir elma sepetine benzetmek mümkün. Sepetin içinde sağlam ve lezzetli elma olduğu gibi az kaliteli veya tamamen çürük elmalar da var. Bize düşen çürükleri sağlam olanlarından ayırmaktır, yoksa sepetin tamamını çöpe atmaya kalkışmak değil. Kısmet olursa hadis usulünde hayati derecede önemli olan “metin kritiği”nden hareketle sahih hadisleri uydurma (mevzu) hadislerden nasıl ayırmak gerektiğiyle ilgili bir yazı kaleme almaya çalışacağım.

Hadis mecmuları ile ahlak konusu yakından ilişkilidir. Öyle olması tabiidir, çünkü Kur’an’ın beyanıyla hem Hz. Peygamber “En üstün ahlak üzere” yaratılmıştır (68/Kalem, 4), hem de kendi ifadesiyle “Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiştir.” (Muvatta, Hüsnü’l ahlak, 8; Ahmet ibn Hanbel, Müsned, II, 38.)

Nitekim hadis kitaplarında Resulullah (s.a.)’ın ahlaka ilişkin hitapları Kitabü’l edebKitabü’l birr veya Kitabü hüsnü’l ahlak” başlıkları (bablar) altında toplanmıştır. Bu bablarda rivayet edilen hadislerin her biri, insana kurtuluş yolunu gösterecek, onu ahlaki kemal ve yetkin erdemlere sevkedecek parlak yıldızlar hükmündedirler.

Fakat maalesef, elma sepeti örneğimizdeki gibi sahihler yanında uydurma rivayetler de yok değildir ve bunlar “Peygamber sözü” kabul edilip zihni tutum ve davranışlarımızı belirliyor, ahlaki hayatımızın çürümesine mesnet teşkil ediyor.

Bu bölümde 1. “Allah’ın halifesi ve Allah’ın gölgesi” 2. Zorbalara itaat ve sabır 3. Hilekârlık ve entrikanın meşrulaştırılmasına (“Savaş hiledir”) dayanak gösterilen uydurma rivayetler üzerinde duracağız.

  1. “Allah’ın halifesi, Allah’ın gölgesi”

Diğer yazılarımızda sıkça atıfta bulunduğumuz üzere, Hz. Peygamber (s.a.)’in irtihalinden sonra yerine geçen Hz. Ebu Bekir’e “Allah’ın halifesi” ünvanı verilince, o buna itiraz etmiş ve ünvanını “Allah’ın Resulü’nün halifesi” diye tashih etmişti. Dile ağır geldiği için sonraları ya tek başına “halife” veya “emir-emirü’l mü’minin” kullanılır olmuştur.

“Allah’ın halifesi” ünvanını ilk kullanan Emevi devletinin kurucusu Muaviye’dir. (1) Muaviye’nin bu ünvanı kullanmasının sebebi, kan davası güderek “Hz. Osman’ın katillerini cezalandıracağım” iddiasıyla Hz. Ali’ye karşı ihtilal yapmış ve bu gerekçe ile Şam’da bağımsızlığını ilan etmişti. Ne var ki hem Hz. Ali’nin şehadetinden, hem Hz. Hasan’ın antlaşma ile iktidar yarışından çekilmesinden sonra da sözünde durmadı, Hz. Osman’ın katillerinin peşine düşmedi. Öyle yapsaydı bu, onun yeni bir problemle karşılaşması anlamına gelecekti. Muaviye’nin bu savsaklayıcı tutumu Hz. Aişe dahil çok kimsenin hoşuna gitmemişti. Giderek onun Hz. Osman’ın kanını iktidarı için araçsallaştırdığı yönünde bir kanaat oluşuyordu. Böyle olunca Muaviye kendine “yeni bir meşruiyet” aracı bulma arayışına girişti; kendini “Allah’ın halifesi” ilan etti; halka da “Ben Allah’ın sizin üzerinize güç ve kuvvet verdiği kaderinizim” deyip yönetimine “kutsal, ilahi, aşkın” bir delil bulmaya çalıştı. Sonraları Emeviler, Bizans Kralı Jüstinyen’in “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi (Zillullah fi’l arz)” sıfatını alacak, bu da Osmanlı padişahları tarafından da kullanılacaktır. Kanuni Sultan Süleyman, Fransa kralına yazdığı mektubunda “ben Allah’ın yeryüzündeki gölgesiyim” demektedir:

“Ben ki sultânü’s-selâtîn ve burhânü’l-havâkîn tâc-bahş-ı hüsrevân-ı rû-yi zemîn zıllullâhi fî’l-arzîn…” (1-10 Rebiülahir 932 / 15-24 Ocak 1526)

  1. Selim de “Selimi” mahlasıyla şu mısraları yazar:

Serîr-i saltanat oldı müyesser

Bi-hamdillâh cihân ḫalkına şâhuz

 İrişdi feyz-i Hak çün kim Selîmî

 Didüm târîhini ẓıll-ı İlâhuz“.

Sultanlık müyesser oldu. Hamdolsun cihan halkına şahız. Hakk’ın feyzi Selimî’ye erişti. Allah’ın gölgesiyiz. (II. Selimson mısra ile tarih düşürmüş: H. 974/M. 1566.)

 

  1. Zorbalara itaat ve sabır

Hz. Peygamber (s.a.)’in şöyle buyurduğu iddia edilmiştir:

Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir ki, kullarından her mazlum ona sığınır. Eğer adalet ederse (Allah katındaki) ücretini alır. Halkın da bu duruma şükretmesi gerekir. Eğer (sultan) haksızlık, zulüm yaparsa, onu vebali ona aittir, halk ise sabır etmekle yükümlüdür.” (2)

İbn Teymiye de bu hadisi şöyle yorumlamıştır: “Allah’ın emir ve yasaklarının tatbik edilmesi, cihad ve hac gibi ibadetlerin yerine getirilmesi ancak sultanla mümkün olur. Bunun içindir ki, Peygamberimiz, yolculuk yaparken bile, birinin imam/reis olmasını emretmiş ve rivayette ‘Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir.’ diye ifade edilmiştir. Bu yüzden denilebilir ki; altmış yıllık zalim bir sultanla beraber yaşamak, bir tek gece sultansız yaşamaktan daha iyidir. Tecrübeler bunu doğrulamaktadır.” (3)

Devamı >>>




Anahtar Kelimeler: Ahlaki Krizimizin Sebepleri

HABERLER