Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


7242 Sayılı İnfaz Düzenlemesi Kanunu ve Adalet Duygusu/Av. Abdurrahman YILDIRIM

MAZLUMDER GYK Üyesi Av. Abdurrahman Yıldırım, Bugün Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlülüğe giren “7242 sayılı İnfaz Düzenlemesi Kanunu”nu bütün boyutlarıyla Hertaraf Haber takipçileri için değerlendirdi:

7242 SAYILI İNFAZ DÜZENLEMESİ KANUNU VE ADALET DUYGUSU

Geniş halk kitlelerini ilgilendiren yasal düzenlemelerin TBMM'ye getirilemeden önce, topluma deklare edilerek tartışılmasının sağlanması; Hakim-Savcıların ve Avukatlar ile Baroların konuyu enine boyuna tartışması sağlanmalıdır. Aynı zamanda akademisyenler de taslağı tartışıp görüş ve önerilerini bildirebilmelidir. Bundan sonra, yukarıda sayılanlarla birlikte siyasetçiler ve STK’ların da sürece katılımları sağlanarak çalıştay düzenlenmeli ve bu çalıştaydan çıkacak görüş ve öneriler hükümete bildirilmelidir. Bu şekilde uzlaşı ve toplumsal destek sağlanmış olur. Son olarak, taslak TBMM'de siyasi parti gruplarının görüşüne sunularak destekleri sağlanmalıydı. Yasa tüm bu süreçlerden geçseydi, şüphesiz daha doğru ve toplum tarafından benimsenmesi daha kolay olurdu.  

Yasa Neden Eleştiriliyor:

1.  Öncelikle belirtmek gerekir ki, yasa her ne kadar infaz düzenlemesi olarak çıkarılmışsa da, bu yasa özünde bir af yasasıdır. Hükümetin af yasası yerine infaz düzenlemesine gitmesinin bir nedeni de, 1982 Anayasasının 87. Maddesi gereği, af yasasının ancak 3/5 çoğunlukla çıkarılma zorunluluğudur. Bu durumda en az 360 milletvekili oyuna ihtiyaç duyulacaktı ki, bunun için de muhalefetin desteğini almak ve yasa teklifinde muhalefetin çekincelerine kulak vermek zorunluluğu olacaktı. Bu nedenle genel veya özel af olarak değil, infaz kanununda değişiklik yoluyla, örtülü af yoluna gidilmiştir.

      Şunu da belirtmekte fayda var. Yasa hukuki anlamda bir af yasası olmadığı için, sadece hükümlüler hakkında düzenleme yapılmıştır. Oysa af yasası olaydı, hükümlüler yanında, halen yargılanmaları devam edenler de yasadan yaralanacak; bir çok dava düşecekti. Bu halde yasal düzenleme şüpheli veya sanıklar açısından da etkili olacağı gibi, mahkemelerin iş yükünü de azaltacaktı. Bu haliyle yasanın devam eden yargılamalara hiçbir etkisi yoktur.

2. Söz konusu yasa teklifi daha önce MHP Milletvekillerinin önerisiyle TBMM’ye sunulmuş; uzun süre bekletildikten sonra, nihayet Coronavirüs salgınından dolayı cezaevlerinde salgın tehlikesi nedeniyle, Ak Parti’nin yasa teklifi olarak ivedilikle Meclis gündeme alınmıştır. İlk tekliften bu yana bir buçuk yıl geçmesine ve bu arada iki seçim yapılmasına rağmen, yasanın neden şimdiye kadar bekletildiği de merak konusudur. Kanaatimce Anayasa Mahkemesi’nin yasada istisna tutulan suçlar yönünden iptal kararı vermesi halinde, terör suçları ve devlet güvenliği aleyhine işlenen suçların da yasa kapsamına alınması ihtimali nedeniyle yasa geciktirilmiştir. Bu süreçte özellikle FETÖ üyeliği ve örgüt yöneticiliğinden hüküm giymiş olanların infaz sürelerinin tamamlanmasının beklendiği kanaati hasıl olmuştur. Bu süre zarfında örgüt üyeliğinden ceza alanların infazı büyük oranda tamamlandığından, olası bir iptal kararı karşısında örgüt üyeliğinden ceza alanların cezası (örgüt yöneticisi olmaktan hüküm giymiş olanlar hariç) büyük oranda infaz edildiği için, siyasi risk kalmayacaktır.

3. Esasen devletin kendisine karşı işlenen suçları affedebileceği, bireylere karşı suç işleyenlerin ise af yetkisinin mağdurda olması gerektiği yönünde, genel bir kabul vardır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçmişteki beyanları da bu yöndedir. Ancak yasada devlet aleyhine işlenmiş suçlar (terör suçları ve devlet güvenliği aleyhine işlenen suçlar) kapsama alınmamış; mağduru vatandaş olan hırsızlık, evrakta sahtecilik, yaralama, dolandırıcılık, uyuşturucu madde kullanmak, taksirli suçlar ve daha birçok adli suç, yasa kapsamına alınmıştır. Devletin vatandaşa karşı işlenen suçlarda af yetkisi olmaması gerekirken, doğrudan vatandaşa karşı işlenen adli suçlara af getirilmesi; devlete karşı işlenen suçların af kapsamı dışında tutulması doğru değildir. Bir genel af tartışılacaksa, öncelikle devletin kendisine karşı işlenmiş suçları af kapsamına alması ve infaz iyileştirmesi yapması gerekir.

4. Kanun hazırlanırken hükümetin temel bariyeri, devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar ve terör suçlarıdır. Oysa biliyoruz ki terörle mücadele kanunundaki terör tanımı sıkıntılı bir tanımdır. Şiddet çağrısı yapmayan ve şiddet içermeyen söz ve eylemler fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında kalması gerekirken; geniş yoruma açık terör tanımı nedeniyle, eleştiri sınırındaki söz ve eylemler bile terör olarak nitelenebilmektedir. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte çıkarılan KHK'larda yer verilen ve ceza hukuku terminolojisinde yeri olmayan iltisak ve irtibat nitelemelerinden dolayı birçok yargı kararı da tartışmalı hale gelmiştir. Öncelikle terörle mücadele kanunu değiştirilerek, terör tanımının demokratik toplum gereklerine ve anayasal özgürlüklere uygun hale getirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, AB ile yürütülen vize muafiyeti görüşmelerinin de en can alıcı noktası, Terörle Mücadele Kanunundaki ‘terör tanımı’ ve ‘özgürlük sınırlamalarıdır’.  

5. Bir diğer husus da şudur: Ceza Kanununda, suç fiilinin bireye ve topluma verdiği zarar gözetilerek, cezaların alt ve üst sınırı belirlenmektedir. Ağır cezai yaptırımlara tabi tutulmuş suçların infazında farklılığa gitmek, eşitliğe ve adalet duygusuna aykırıdır. Örneğin yaralama fiiline ve öldürme fiiline kanunun öngördüğü cezalar çok farklıdır. Mahkeme sanığa fiiline göre ceza vermektedir. Ancak bu farklı ağırlıktaki cezalar infaz edilirken, infazda da ayrı bir farklılık yaratılması doğru değildir. Bu da yetmiyormuş gibi, bazı suç fiilleri yönünden infaz iyileştirmesi yapılırken, bazı suç fiilleri yönünden bu iyileştirilmenin yapılmaması, hukuka ve adalete aykırı olacaktır.

6. Yasalarımızdaki çelişkili bir durum, aynen infaz düzenlemesine de yansımış ve erken yaşta evlilik nedeniyle hükümlü olanlar yasadan yararlandırılmamıştır.    

       743 sayılı Eski Medeni Kanunun 88 Md. gereği erkek on yedi, kadın on beş yaşını ikmal edince evlenebilirdi. Hakim olağanüstü hallerde on beş yaşını doldurmuş erkeğin veya on dört yaşını bitirmiş kadının evlenmesine müsaade edebilirdi.  

      22.11.2001 tarihli 4721 Sayılı Yeni Medeni kanunun 124 Md gereği Erkek ve kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, Hakim olağanüstü hallerde on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.

       Görüldüğü gibi yeni yasa ile evlilik yaşı kadında iki yaş ileriye alınmış; olağanüstü hallerde de erkekte 1 yaş, kadında ise iki yaş yine ileriye alınmıştır. Yeni kanundaki evlilik yaş sınırı Ceza kanunundaki cinsel ilişki yaşı ile uyumlu değildir. Zira TCK md 104/1 gereği:

           ‘’Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’’

            Anlaşılacağı üzere TCK ya göre rızai ilişki yaşı 15 yaşını bitirmiş olmak iken; TMK ya göre evlilik yaşı 17, olağan üstü hallerde hakim kararıyla 16 yaşının bitirilmesiyledir. Yasa 15 yaşın ikmalinde rızayla cinsel ilişkiyi açıkça korurken; aynı yaşta evlilik yapanları ise ağır cezalarla cezalandırmaktadır. Bu husus tam bir hukuk garabeti olup, acilen düzeltilmelidir. Toplum vicdanını yaralayan bu durum, hiçbir siyasi mülahaza ile izah edilemez.  

         Meslek pratiğinde de şahit olduğum bazı yargılamalarda, rızayla evlenip çocukları olan birçok aile, bu çelişkili yasal düzenleme nedeniyle parçalanmış ve erken yaşta evlilik yapan erkek eş ile erkeğin ve kadının anne babaları yargılanıp, ağır cezalar almışlardır. 

         Bu hukuk garabetinden en çok zarar gören, yine korunmaya çalışıldığı söylenen kadındır. Kocası cezaevinde olan ve çocuğuyla/çocuklarıyla bu zorluğa katlanması beklenen yine kadındır.

        Bu kanun despotizminin bir an önce düzeltilerek, bu garabetten en çok zarar gören kadınların ve eşlerinin mağduriyeti giderilmelidir.

7. Yasa İnfaz düzenlemesi olmakla birlikte, özünde bir genel af olduğundan, başta eşitlik ilkesi olmak üzere Anayasadaki birtakım temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilir.

15.08.2016 tarihli 671 Sayılı KHK ile yapılan infaz düzenlemesinin iptali için yapılan başvuruda, Anayasa Mahkemesi yetkisizlik nedeniyle iptal kararı vermemişti. Ancak KHK’nın OHAL döneminde çıkarıldığı gözetildiğinde, 7242 sayılı kanunla 671 Sayılı KHK’nın aynı yasal zeminde olduğunun kabulü güç. Bu nedenle yasadaki istisna hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptali ihtimal dahilindedir.  

Yasada İyi Şeyler de var.

Bu torba yasa ile 4675 Sayılı İnfaz Hakimliği Kanununda önemli değişiklikler yapılmış ve İnfaz Hakimliklerinin kuruluşu ve işleyişi konusunda çok önemli düzenlemeler getirilmiştir. Daha önce de var olan İnfaz Hakimliklerine, Adalet Komisyonu tarafından ihtiyaca göre Hakim görevlendirmesi yapılıyordu. Asıl görevlendirilmesi başka mahkeme olan Hakim, İnfaz hakimliği işine de bakıyordu. Bu yasa değişikliği ile her ilde ve ihtiyaç duyulan ilçelerde Adalet Bakanlığının önerisi ile HSK tarafından İnfaz Hakimlikleri kurulacak; İnfaz Hakimliklerine uzmanlaşmayı sağlamak için, müstakilen İnfaz Hakimliğine atanan Hakimlerin Adli Yargı Adalet Komisyonunca başka işlerde görevlendirilmeleri yasaklanmıştır. Bu şekilde uzman İnfaz Hakimlerinin infaz hukukunda uzmanlaşmalarının sağlanması amaçlanmıştır.

7242 Sayılı Yasa ile 5275 Sayılı Ceza İnfaz kanununda önemli değişiklikler yapılmış; infaz rejimine yeni uygulamalar getirilmiştir. Şöyle ki:  

1. Ağır hastalığı veya engelliliği olanlarla gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine, adli kontrol altına alınması kolaylaştırılmıştır.

2. Bazı suçlar hariç olmak üzere, kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna geçiş kolaylaştırılmıştır.

3. İnfaz erteleme olanağı genişletilerek altı aylık infaz erteleme süresi, bir yıla çıkarılmıştır.

4. Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında, geceleyin bu kurum ve kuruluşlar tarafından barındırılmak suretiyle çalıştırılabilme olanağı getirilmiştir.

5. Çocuk hükümlüler için ceza infaz kurumu bünyesinde yapılacak etkinlik ve doğum günü kutlamalarına ailelerinin katılmasına olanak sağlanmış; çocuk hükümlülerin özel izinlerini kullanmaları ve gece eğitim evinde kalması olanağı getirilmiştir.

6. Eğitim evinde kalan çocuk hükümlünün hafta sonu bir günü dışarıda geçirmesi; kamu kurum ve kuruluşlarının gençlik kampları veya gençlik merkezi gibi imkanlarından yararlandırılması olanağı sağlanmıştır.

7. Hükümlülere kamu kurum ve kuruluşlarının kütüphanelerinden yararlanma imkanı getirilmiştir.

8. Hükümlülerin özel izin kullanma şartları ve süreleri iyileştirilmiştir.

9. Hafta sonu ve gece infazı düzenlenmiştir. Bu infaz hukukumuzda yeni bir düzenlemedir.

10. Kadın, çocuk ve altmış beş yaşını doldurmuş hükümlülerin bir yıl, yetmiş yaşını doldurmuş hükümlülerin iki yıl ve yetmiş beş yaşını doldurmuş hükümlülerin ise dört yıla kadar olan cezalarının konutunda çektirilmesi olanağı getirilmiştir. Bu da infaz hukukumuzdaki yeni bir düzenlemedir.

11. Ağır hastalığı ve engelliliği olan hükümlüler ile doğum yapmış kadın hükümlülerin belli şartlarda cezalarını konutunda çektirilmesi olanağı getirilmiştir.

Bu sayılanlar ve yasadaki diğer birçok husus hükümlüler lehine çok önemli düzenlemeleridir.

5275 Sayılı Ceza İnfaz kanunu mevcut haliyle çok karmaşık bir hale gelmiştir. Konunun uzmanları bile yasadaki birçok hususu anlamakta zorluk çekmektedir. Daha sade, anlaşılabilir ve kolay uygulanabilir yeni bir infaz rejiminin geliştirilmesi zorunludur.

Özünde iyi düzenlemeler getiren, özellikle infazın daha iyi şartlarda geçirilmesine olanak sağlayan 7242 sayılı yasa, çok önemli ve olumlu değişiklikler yapmıştır. Ancak yukarıda değinilen ceza infazındaki istisnai durumlar eşitlik, adalet, beklenti ve toplumsal mutabakat yönünden tatmin edici olmaktan uzaktır. Söz konusu eksikliklerin giderileceği daha eşitlikçi ve adil bir infaz rejimin bir an önce çıkartılması hukuk ve adaletin gereğidir.

 

Av. Abdurrahman YILDIRIM

(MAZLUMDER GYK Üyesi)


Haber Kaynak : Her Taraf