Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


2022 Newrozu ve Kürt Milletinin Mesajları

Sedat Doğan yazdı;

Başlığı şöyle de yazabiliriz.

2022 Newrozu, Mazlum Kürt milletinin, Kürtleri yok sayan Ceberutlara, Dünyaya ve Kürt Siyasetçilerine mesajları.

 

Ceberutların bütün engelleme, inat, korkutma ve ayak oyunları furyalarına rağmen Kürtler milletçe, milyonlar halinde seller gibi Newroz Alanlarına aktılar.

Biz de en meşru hakları bile çiğnen,

en gayri insani eziyetlere maruz bırakılan bu millete canı gönülden  

Newroz Piroz be !.. Diyoruz.

 

Newroz ve mesajlarına dair ayrıntılara girmeden önce Kürd ve Kürdistan hakikatine dair somut bazı tespitler yapalım. Bu işlem, bu Newrozu, Kürt milletinin ve Kürt siyasetçilerinin verdikleri ve vermeleri gereken mesajları çok daha iyi anlamamıza yardımcı olur…

 

  1. Kürdistan haritası, insanlığın burada çoğaldığı ilk tarihten bu yana hep etrafındaki büyük güçlerin savaşları ve işgallerine sahne ola gelmiştir. Bu yüzden bu harita, hep zora dayalı parçalanmalara maruz kalıyor. . Öyleki, bu gün de aynı kaderi yaşıyor, diyebiliriz. Çünkü bu harita, coğrafi ve jeopolitik açıdan çok stratejik ve merkezi bir kavşak noktasında bulunuyor.

 

Bu bağlamda Kürtler, 1071’de Malazgirt’te Büyük Selçuklu Türk Hükümdarı Alpaslan’a yardım ederek Bizans’ı yenmelerine,Anadolu’ya geçip yerleşmelerine sebep oldular.

Sonraları,  İran fars- Şii- Safevi Devleti ile Osmanlı- Sünni Türk Devletleri arasında yaşanan savaşlar sonucunda 1639 da imzalanan Kasr- ı Şirin antlaşması ile Kürdistan Haritası ikiye bölünüyor.

Kürt Bilge Şairi Ahmedi Xanê, 400 yıl önce şiirlerinde, güçlüler arasındaki bu kavgayı, Kürtlerin bu yüzden maruz kaldıkları parçalanmışlıktan ve bu kötü gidişattan şikâyet ediyor. Bundan kurtulmak için adeta feryat ederek Kürtleri Ana dillerine, kültürlerine sahip çıkmaya. Kendilerini yönetebilmenin ana şartı olarak onları, kendi aralarında birlik ve ittifak etmeye çağırıyor.

Birinci dünya savaşı sonrasında bu harita bu sefer beş parçaya bölünüyor…

 

  1. Beşe bölünen bu parçaların dördü, kendileri gibi, güya Müslüman Türkiye-İran-Irak-Suriye Devletlerinin; Birisi ise Hristiyan Rus Devletinin hükümranlığına bırakılıyor. Bu beş devletin her biri diğerinden çok daha berbat bir ırkçılık ve zorbalık ile malul bir yönetim tanımına sahipler maalesef.

Kürtler ortalama 100 yıldır,  bu zorbaların tahakkümünde, en temel insani haklarından bile mahrum, ağır bir imha, inkâr, asimilasyon ve dejenerasyona maruz ve bir yaşam sürdürmeye devam ediyorlar ne yazık ki… Öyle ki kamusal alanlarda yaşamlarını anadilleri ile sürdüremezler. Devlet okullarında ve kreşlerde çocuklarına Anadillerini öğretemezler. Özel okullarda ise maddi olarak güç yettiremezler. Devlet kurumlarında Anadillerini kesinlikle konuşamazlar, türünden katı yasaklar ile ceremesi zor bir hayata mahkûmlar. . Bu katı yasaklar Kürtleri, diğer parçalardaki akrabalarından kopmalarına yol açtı. Bu durum onları her açıdan çok rahatsız etti…

Bu nedenle son yüz yılları, hep bu devletlere karşı isyan ve Savaşlar ile geçti. Bunun sonucu olarak her türlü katliam, idam, sürgün, hapis, talan ve tanımsız trajedi ve travmalara maruz kaldılar.

Onun için bu son yüz yılda Kürtlerin nerede ise bütün Dedeleri ve Neneleri bu isyan ve savaşlarda, bu dramların en az birini veya bir kaçını yaşadılar. Babalar-Analar, kamusal alanlarda anadillerinden mahrum, çok zalim bir dilsiz, sağır ve suskun oyununa mahkûm edildiler.

Onların çocukları yeni kuşaklar, kendilerini yine kanlı bir kavganın, isimsiz kirli bir savaşın içinde buldular.Kimi çok feci şekilde öldürüldüler. Kimi dağlara çıktı, kimi hapislere düştü. Kimi ise Avrupa ve diğer ülkelere iltica etmek zorunda kaldılar.

Bu kuşağın çocukları ise berbat bir asimilasyona maruz kaldılar. Anadillerini konuşamaz, Kültürlerini yaşayamaz hale geldiler. Bu trajedi hemen her parçada üç aşağı beş yukarı bu minvalde yaşanageldi bu güne kadar…

 

  1. Kürtlerin,Bakur (Kuzey) Kürdistan olarak tanımladıkları yaşadığımız parça, hem coğrafya hem nüfus olarak en en fazla kürdün yaşadığı, en büyük parçayı oluşturuyor. Bu parçada 30 milyon Kürdün yaşadığı söyleniyor. Türkiye’nin hükümranlığındadır.

Yukarıda sözü edilen dram, trajedi ve travmaların en çoğu  ve en büyükleri hep bu parçada yaşanıyor maalesef. Bu parçada ortalama 50 yıldır, adı konulmamış bir savaş söz konusu.

Bu savaşta Devletin resmi rakamlarına göre bir kısmı güvenlik güçleri, çoğunluğu pkk’li, bir kısmı sivil olmak üzere 60.000 civarında insan öldürüldü. Devletin raflarında hala hukuku netleşmemiş 17.500 faili meçhul dosya duruyor. Bu yüzden ne kadar Kürt insanı hapislere, cezalara, sürgünlere maruz kaldı? Elimizde çok net veriler yok. 4- 5 bin Kürt köyü ve mezrası yakıldı, yıkıldı, boşaltıldı. Hendek savaşlarında köy ve mezralara ilaveten şehirler, kasabalar yıkıldı.

Toplamda 3- 4 milyon Kürt insanı, zorunlu göçe maruz kaldı. Yerini, yurdunu terk ederek her şeyi ile yabancısı oldukları şehirlerde, kasabalarda işsizliğe, açlığa ve yokluğa mahkûm edildiler. Çocuklar, Gençler okullarını bırakmak zorunda kaldılar… Kimi verilere göre Devletin bu mesele için “Terör ile mücadele ”adı altında harcadığı rakam 300 milyon Dolardır. Kürtler bu kaosta temel yaşam kaynakları olan tarım ve hayvancılıktan büyük ölçüde artık temelli mahrum kaldılar. Dolayısı ile düne göre daha çok fakirleştiler. (Kaynak: Kürt Sorunu cilt-2.Geçmişimizle yüzleşebilecek miyiz? Adlı makale. Sedat Doğan-Çıra Yayınları. (Shf.196-7-8-9)

 

  1. Bu kavgada Kürtler, kendi yer yurtlarında Anadilleri, meşru değerleri ve kültürleri ile yaşama haklarını kaybettiler. Sığındıkları Şehir ve kasabalarda, yabancı ülkelerde her şeyi ile yabancı oldukları bir hayata mahkûm oldular. İzahı çok zor inkar, yasak, Asimilasyon ve yozlaşma politikaları ve onların eseri travmalara maruz kaldılar. Bu hengâmede üç-dört nesillerini kaybettiler. Artık aynı evde Dede-Nene ile torun. Amca, dayı, teyze, hala, yenge ile yeğenler aynı dili konuşamıyor. Aynı dil ile anlaşamıyor haldeler. Büyükler Türkçe, Küçükler ise Kürtçe bilmiyorlar. Bu durum Kürt toplumunda  çok ciddi bir kimlik bunalımı ve çok farklı rahatsızlıklara yol açıyor.

 

  1. Kürt toplumu,coğrafyalarının yapısı ve koşulları gereği, çoğunlukla tarım ve hayvancılık ile yaşamını sürdürür. Bu kargaşanın eseri olarak  yaşanan köyyıkımları ve boşaltılmaları neticesinde ortaya çıkan zorunlu göç ve  zoraki şehirleşme sonucunda  Kürtleri bu kaynaklardan büyük oranda mahrum bıraktı. Dolayısı ile onları dünkü sermayelerini kaybetmeye ve daha çok fakirleşmeye maruz bıraktı.

 

Son yıllarda yaşanan Pandemi krizi, Devlet ve hükümetin savurgan, sorgulanamaz, sınırı belli olmayan uçuk harcamaları. Üretimin, çalışma koşullarının önünü tıkayan basiretsiz uygulamaları. Yaşanan Döviz Krizi, Hukuk, Adalet ve izandan yoksun zam furyaları sonucu bu gün yaşana gelen ekonomik krizin en çok mağduru ve kurbanları ne yazık ki yine Kürtlerdir… Çünkü yaşadıkları zorunlu göçün travmaları onları zaten yoksullaştırmıştı. Bu yeni krizler de durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi.

 

  1. Kürtdistan coğrafyası, tarih boyunca hep çok farklı din ve inanışa mekân olagelmiştir. Bu nedenle toplumsal kurgusu genel olarak hep klasik, geleneksel dindar ve muhafazakâr olmuştur… Bunun neticesinde Kürtler, Ortadoğu’da din ve inançlarına en dürüst ve sadık bir bağ ile bağlı muhafazakâr, dindar bir millettir, diyebiliriz.

Bu bağlamda Bakur Kürtlerinin dini demografileri, çoğunluk itibariyle Müslüman- Sünni- Şafii olmak üzere İslam’ın Hanefi, Alevi, Caferi mezhepleri. Ezidi, Süryani, Hristiyan, Yahudi, Ehli hak, Keldani, Kakai, Zerdüşti… gibi farklı din ve inançlar olmak üzere pek çok din, mezhep ve inanç türü iç içe yaşamaktadır.

Dil olarak çoğunluk olarak Kürtçenin Kurmanci ve birkaç şehir ve ilçelerinde ise Kirdki(Zaza ki) lehçeleri konuşulur. Çok az bir yerde Süryanice ve mehelimce ve yerel bir Arapça da konuşulur.  Bu yüzden Kürdistanın bir adı da Dinler, inançlar, Diller ve lehçeler Bahçesidir.

 

7.Newroz, Kürdistanın parçalanmış haritasında ve dışarısında da yaşayan bütün Kürtlerin,binlerce yıllık geleneksel bir bahar ve diriliş bayramıdır. Kökü, Efsanevi Kürt Demirci Kawa ile Kan içici Dehak arasında yaşanan Özgürlük ve Kurtuluş savaşına dayanır. Ana teması Özgürlüğe ve yaşam sevincine olan bağlılık ve coşkuyu işler.

Hiç bir din, mezheb, ideoloji veya partinin tekelinde olan bir bayram değildir. Bakur Kürdistanında, daha çok sol düşünceli Kürtlerin bazı pratikleri ve uğrunda verdikleri bedeller ile halk nezdinde tekrar eski güncelliğini kazanmıştır. Ancak bu durum, bu bayramı, bütün Kürtlerin geleneksel bayramı olma gerçeğini ortadan kaldıramaz.

 

  1. Kürtler, değişen dünya ve Ortadoğu koşullarında bu gün artık görünür bir aktör halindeler. 2000’li yıllarda Irakta Saddam’a karşı kazanılan savaşta Federal bir bölge hükümeti, Suriye’de DAİŞ ve ortaklarına karşı verdikleri savaşta, henüz adı konulmamış ama fiili olarak özerk bir yönetim şeklinde dünyaya varlıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Kürtler, bir millet olarak varlıklarını korumak için bu kazanım ve statülerini hem korumak, hem daha iyi bir hale getirmek için onları destekleyip geliştirmek zorundalar. Ve Kürtlerin dünyadaki bütün dostları, bütün parçalarda yaşayan siyasi ve askeri yapılarına, Ortadoğu’nun acımasız ırkçı ateşi içinde yanıp yok olmamaları için, hepsine birlik ve İttifak çağrıları yapar dururlar.

 

9.En çok kürdün yaşadığı parça olan (tahminlere göre 30 milyon ’dur.) Türkiye’nin, son yüz yıllık Cumhuriyet tarihi, objektif olarak incelendiğinde, her beş, on yılda bir ara ile sürekli tekrarlanan Askeri ve Sivil Darbeler ve buna bağlı olarak gelişen Ekonomik ve Siyasi krizler tarihidir, demek hiç kimseyi ne bir küçümseme, ne de gerçekleri ters yüz etme, türünden bir çarpıtma falan olmasa gerektir. Tam tersine, belki müzmin bir yarayı deşifre etme türünden, bu ülkede yaşayan her kesin hayrına olan acı bir hakikatin beyanıdır.  Ve bu krizlerde, her ne kadar bütün herkes bir şekilde etkilense de, ne hikmetse, en ağır, en çok etkilenenler genelde hep Kürtler ve Kürt Bölgesi oluyor.

 

İşte yine yaşanan böylesi ağır bir ekonomik kriz sonrasında,2001 yılında rahmetli Erbakan’ın fikir babalığını yaptığı Milli Görüş geleneğinden kopan AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi),

son derece insancıl, pozitif İslami söylemlerin yedeğinde, herkesin ruhunu okşayan “3Y’li (Yasaklar, Yoksulluk ve Yolsuzluk ile mücadele)” bir slogan ile ülkede mağdur olan hemen herkesin oyunu aldı. Bu iksirli buluş sayesinde gücüne güç katarak iktidara geldi. Bu dinamizm ile İktidarının ilk üç, dört yılında mağdur olmuş herkesi heyecanlandıran güzel işler de yaptı. Kürt meselesi benim meselemdir. Bu meseleyi daha çok demokrası, insan hakları ve özgürlük ile çözeceğim”. “Devlet içinde konumlanmış bütün oligarşik bloklara karşı direneceğim” dedi. Bu sözler hemen hemen bütün Kürtleri ve kimi Kürt Siyasileri daha çok heyecanlandırdı.

 

Fakat ne yazık ki, her ne oldu ise, belli bir süre sonra adeta ipi çekildi, şaftı kırıldı. Ekseni, rotası yavaş yavaş o katı yasakçı devlet ruhu ve diline doğru kaydı.

İlk savrulmayı Şemdinli’de Umut Kitabevine, karanlık eller artıkları tarafından konan bomba ile yaşadı. Dönemin Genelkurmay Başkanı’nın “İyi Çocuklar”ı ona ilk  “İyi Ayar’ını çekti.

En bariz faciayı ise, her ne kadar adına kazadır, dense de, 28 Aralık 2011 gecesi, Şırnak-Roboskide, yoksul, aynı zamanda Köy Korucuları da olan Kürt köylülerini savaş uçaklarından atılan bombalar ile yaşattı. Çoğu çocuk denebilecek gencecik 34 insan paramparça oldu. Naaşları katır sırtında taşındı. Bunca yıldır bu meseleden hala bir ceza alan yok.

Adına Çözüm süreci dediği süreçte,  son derece insani olan bir barıştan, acımasız bir savaşa doğru savruldu. Suriye iç savaşı ve Kobani sürecinde, Hendek facialarında artık raydan çıkmış bir trenin savrulmalarını yaşadı. “Güvenlik bahanesi ve Terör ile mücadele” retoriği ile Kürt kentlerini, sivillerin yaşadığı meskûn mahalleri tank top gibi ağır silahlar ile vurup yıktı.

Diyarbakır Baro başkanı Tahir Elçi bu kirli savaşa karşı çıktığı için, canlı bir senaryoda, kameraların önünde polislerin kovaladığı örgüt mensupları arasında çıkan çatışmada 28 Kasım 2015’te, milyonların gözü önünde çok yakın mesafeden, başına sıkılan bir kurşun ile şehit edildi. Onca yıldır,  onun da katilleri hala ortada yok.

Bunlar yetmedi, son iki seçimdir, program ve duruşu herkesçe malum olan MHP ile yaptığı ittifakın bir sonucu olarak Kürtlerin meşru oyları ile seçtikleri, milletvekillerini ucube fezlekeler ile düşürüp, direk hapislere tıkıyor. Meşru olmayan bir zora ve güce dayalı bir mantık ile halkın meşru iradesini gasp ediyor. Belediye başkanları ve meclis üyelerini düşürüp, bazılarını hapse gönderip, yerlerine kayyım atıyor.. Öyle ki son yerel seçimlerde henüz göreve bile başlamamış olan HDP’li Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı ve Meclis Üyeleri hakkında Kayyım yazısı yazdırıyor…

Mevcut durumda ülkedeki hemen hemen bütün hapishaneleri, Terör bahanesi ile Kürt gençleri ve siyasetçileri ile tıka basa dolu… Ne yazık ki ülkedeki hukuk ve Adalet terazisi kim gerçekten de terörist, kim fikir ve düşünce suçlusu, kim siyasetçi ayrımını yapamıyor. Bu yüzden yaş ile kuru, bir arada yanıyor.

 

Bütün bunlar yetmedi. Ortalama 20 yıldır, sözüm ona dindar bir söylem ile iktidarda olan. İşine geldiği zaman Nas’a göre hareket etmek zorunda olduğunu beyan eden AKP, şeksiz, şüphesiz ırkçı bir programa sahip MHP ile yaptığı ittifakın bir yansıması olarak her şeyi güvenlik ve beka ekseni ile ele aldığı için, Devleti kutsama adına, tekçi bir anlayışla yozlaştırıp dejenere etmediği hemen hemen hiçbir şey, hiçbir kutsal ve hiçbir masumiyet bırakmadı.

Bu bağlamda bir yandan iktidar Elitleri ve etrafındakiler her türlü lüks, sefahat ve savurganlığın dibine vururken. İktidar, yaptığı harcamalarda devletin hiçbir kurumuna şeffaf bir hesap verme ihtiyacı duymazken. Bir yandan büyük para babalarına her türlü ihale ve kolaylığı sağlarken, öbür yandan ise bu savurganlığı sürdürmek için gün aşırı yaptığı fahiş zamlar ile halkın, üreticinin belini kırıp geçiyor.

Yaşamın temel kalemlerine yapılan fahiş zamlar ile maaşlara yapılan zamlar arasında bir akıl ve vicdan dengesi kurulamadığı gibi bu anlayışla mütevazı bir hayat sürdürmek bile artık imkânsız bir hale geldi. Örneğin şu anda Sgk’lı bir Emekli’nin maaşı 2.500 TL.  En düşük bir ev kirası 1.500-2000 TL. Bir teneke yemeklik yağ 500 TL, Bir torba Un 350 TL, Bir torba şeker 700 TL, Bir Elektrik ve Doğalgaz faturası 500+500 TL, bir litre Benzin- mazot 20 TL civarı… Özetle toplumun ana çoğunluğu artık bu yükü taşıyamaz bir haldedir… Buna Nas’lar ne der acaba?

Öte yandan ultra dindar söylemlere sahip iktidar, Kürtlere din kardeşim diyerek oylarını devşirdi. Aynı oyunu hala da sürdürmeye niyetli. Ama bütün Müslümanların ana kitabı olan Kuranda, yüce Allah, hiç bir Müslümanın diline ve meşru değerlerine asla yasaklayıcı bir engel koymuyor. Her Müslümanın dilini, rengini, meşru değerlerini, kendisinin kutsal bir ayeti,  varlığının bir delili olarak kabul ediyor. Ve meşru dairede, onlar için her türlü özgürlüğü teminat altına alıyor.

Ama bu açık hükme rağmen, bu ülkede yaşayan 30 milyon Müslüman Kürt din kardeşinin Anadilleri olan Kürtçe, TBMM’de hala “X Dili, Bilinmeyen bir Dil, Anlaşılmayan Bir Dil”dir.

Hayati önemi olan Kreşlerde, Kamusal alanlarda yasaktır. İlkokullarda Seçmeli Ders kargaşası ile tukaka ediliyor. TRT Şeş’te ise devlet ve hükümetin propaganda aracı olarak fütursuzca kullanıyor.

 Ama aynı Kürtçe, Kürtler için yaşamın hemen her kademesinde eğitim ve yazışma dili olarak yasaktır. En tuhafı da Kürt Din kardeşinin Ana dili olan Kürtçenin lehçeleri Camilerde verilen Vaaz ve Hutbelerde zinhar yasaktır. Oysa Allah serbesttir, diyor. Peki, buna Nas’lar ne der?

Diğer bir husus. Bütün bunlara ilaveten bir de şunlar yaşanıyor. Son birkaç yıldır bu ülkede iki bloklu bir siyaset oturtulmaya çalışılıyor. AKP+MHP+BBP+ D.Perinçek Cumhur ittifakını oluşturuyor.

CHP,AKP’den ayrılan Deva, Gelecek P+SP+ İyi P ile Millet ittifakını kurmuş. Hoş onlar birbirlerine böyle hoş sıfatlar takmıyorlar ama bu konumuz değil…

İlginçtir her iki blok da Kürtlerin ismini hiç anmadan, onlara hiçbir hak ve ekstra bir ayrıcalık tanımadan. Sadece dini ve demokrasi yüklü çok süslü cümleler ile onları kafa kol etmeye çalışıyorlar. Kısaca onları sadece suskun Hammal ve hizmetçiler olarak hayal etmek istiyorlar. Oysa son seçimler gösteriyor ki Kürt oyları tam bir kilit rol, tam bir tahta revali konumunda. Kürtler ağırlıklarını hangi tarafa verse, karşı taraf tam anlamı ile çökecektir…

Bunun en somut kanıtı son yerel seçimde batı illerinde CHP’ye kazandırdıkları belediyelerdir. Üstelik bu başarı sadece HDP’ye verilen 6,5 milyon Kürt oyu sayesinde kazanıldı. Bir de 30 milyon kürdün, farklı partilere giden bütün oylarının bir araya gelip 13-14 milyona gibi blok bir rakama dönüştüğünü. Ve hiçbir tarafa da gitmediğini bir düşünelim. Aman Allah’ım, ne iktidar ne de muhalefet intihar eder ama böyle bir kâbusu asla görmek istemez sanırım…

 

İşte 2022 yılı Newrozu böylesi bir Atmosferde kutlandı.

Diyarbakır Newrozu için Valilik izin veriyor. Ancak sanki bu izni, oraya hiç kimse gitmesin pratiği üzerine kurmuş. Emniyetin polislere verdiği talimatlara bakılırsa adeta ben mecburi politik bir taktik icabı izin verdim ama ey Kürtler, siz o alanlara zinhar gitmeyin. Orada ne işiniz var? Dönün evlerinize. Birilerinin ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Alana girmek isteyen sırtında, kucağında, elinde bir çocuk olan kadınlara, çocuklara, gençler ve yaşlılara çıkartılan engeller, onlara reva görülen o ilkel eziyeti, ötekileştirme ve iğdişliğin başka türlü bir izahı yok. Zaten yığınlara yaşatılanların çoğu kameralara yansıdı. Vicdanı temiz olan herkes bunun objektif bir okumasını yapar.

Sırf bu yüzden yeşil-kırmızı- Sarı kaşkol, atkı, kurdele, eşarp ve yaşmaklara yasak vardı. Aynı renklerde bile olmayan ama Kürdi bir kıyafet olan Şal û Şapik’lere yasak vardı. Bu bez ve elbiseler insanların güvenliğinin nesini tehlikeye sokuyordu, acaba?

Oysa 21 Mart 2017 Diyarbakır Newrozunda, belden yukarısı çıplak ve elleri havada olan, masum, gencecik bir üniversite öğrencisi Kemal Korkut kameraların önünde bir polis kurşunu ile yere yığılıp öldürüldü. Ve buna kaza dediler. Hala ceza bile alan yok.

92 yılı Cizre Newrozunda devlet adına, güvenlik güçleri tarafından sivil halkın üzerine, beyaz bayraklı gazetecilere bile açılan ateşlerde ve sonrasında çıkan olaylarda kimi rakamlara göre 47,kimine göre ise 120 kişi öldürülmüştü. (https://bianet.org/bianet/insan-haklari/152201-sirnak-ta-1992-de-neler-oldu?) Şimdiye kadar Newrozlarda toplam kaç sivil kişi öldürüldü? Ne yazık ki elimizde böyle bir tablo yok.

Ama Kürt toplumsal hafızasında, yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere, üzülerek ifade etmeliyiz ki, Newrozların böylesi bir yanı var. Son yıllardaki sakinlik ve karnaval havasına rağmen, hala bir çeşit Ateşten Gömlektir.

Bütün bu anlatımlar ve yaralı hafıza ile kutlanan Newrozlarda elbette bu işin öncüleri ve tutukluları için özgürlük talepleri dile gelecek.

Elbette siyasiler kendi dünya görüşlerine göre kimi kabulleri. Hatta toplumun acil, birincil sorunları ile hiç örtüşmeyen bazı ideolojik slogan ve söylemleri bile dile getirip kitlelere söyletecekler. Bütün dünyada siyaset bu ve benzeri bir retorik ile yapılır. Bu da gayet doğaldır.

Ama yukarıda dillendirdiğimiz anlatım, sıraladığımız maddeler ve hafıza birikiminden yola çıkarak,

Alanları dolduran Kürt toplumunun talep ve mesajlarını şu şekil formüle etmemiz mümkün:

1.Ana Dilimize her açıdan tam bir eşitlik ve özgürlük istiyoruz. Bu eşitlik ve özgürlüğün alt ve üst sınırı bu ülkede Türkçeye tanınan özgürlükler kadardır.

2.Topraklarımızın hiç bir parçasında artık Kavga, ölüm, Kan, gözyaşı, Savaş, hapis, sürgün, yıkım ve talan istemiyoruz.

3.İnançlarımıza, Değerlerimize saygı istiyoruz Bizleri Kürt yapan bütün hak ve değerlerimizi meşru bir dil ile istiyoruz.

4.Yaşamlarımıza ve topraklarımıza zorla çizilen hiçbir sınır istemiyoruz. Bütün Kürt kardeşlerimizle ve Kürt olmayan insan kardeşlerimizle hak ve adalet temelli insani, eşit bir kucaklaşma istiyoruz.

5.Bizden olsun veya olmasın hiçbir gücün gayri meşru, Hukuk dışı bir tarz ve yönetim anlayışları ile ötekileştirilip, itilip kakılmak istemiyoruz.

  1. Ekonomideki payımızın adil bir şekilde dağıtımını istiyoruz. Açlık sınırı altındaki sefalet ücretleri, dilenci ve Sadaka kültürü ile sürünmek istemiyoruz.

7.Hiç bir Kentimizde, kasabamızda hiçbir kayyım istemiyoruz. Kentlerimizi meşru oylarımızla yönetmek istiyoruz. Bütün işlerimizin seçtiğimiz meşru temsilcilerimiz tarafından yürütülmesini istiyoruz.

8.Topraklarımızın her karışında bizi sürekli tehdit eden, döven, ötekileştiren, itip kakan değil, bizi anlayan, yaralarımızı saran, elimizden tutup gerçekten de bize yardımcı olan bir güvenlik anlayışı, devlet aklı ve vicdanı istiyoruz.

 Barışçıl bir dünya,Kansız,Kavgasız,gürültüsüz,,itilip kakılmaların, hakaret ve ötekileştirmelerin olmadığı, insanlık vicdanında  meşru bütün giysi ve renklerin  özgürce  giyilebilindiği Newrozlar dileğiyle.

 

 Ji bo milletê me, ji bo aşitiya mirovatîyê.  Newroz piroz be…

 

Kaynak: Farklı Bakış


Anahtar Kelimeler: Newrozu Milletinin Mesajları

HABERLER