Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


1921 - 2022... SAİD ÇEKMEGİL 101 YAŞINDA… MUSTAFA GÜL SAİD ÇEKMEGİL’İ ANLATIYOR!. (*)

Merhum mütefekkir Mehmed Sait Çekmegil’in doğumunun yüz birinci yılı münasebetiyle, zamanında onun talebesi olmuş bulunan eğitimci yazar Mustafa Gül, konu ile ilgili görüşlerini Yazdı…

M. Sait Çekmegil Hocamızın doğumunun yüzüncü yılı münasebetiyle, hem onu

anmak, hem de genç kuşaklara tanıtmak babında aşağıdaki sorularımızı

cevaplandırmanızı istirham ediyoruz.

 - M. Sait Çekmegil Hocamızla nasıl tanıştınız; üzerinizdeki etkileri ne oldu?

- M. Sait Çekmegil Hocamızın düşünce dünyamıza en önemli katkıları neler?

Özellikle Malatya ekolü denen bir akımın doğmasındaki etkileri nedir? Bu

ekolü öne çıkaran yönü ne idi ve düşünce dünyamızda etkisi ne oldu?

- Günümüzde onun düşünsel mirasını değerlendirmek ve ilerletmek için ne gibi

çalışmalar yapılmakta veya yapılması gerekir. Bu konuda tavsiye ve önerileriniz

var mı?

SAİD ÇEKMEGİL

                                                                                                                                                                                                                                                      Said Abiyle 1970 yılı, bahar aylarında tanıştım. Ben 25,  Said Abi 49 yaşındaydı.

Eylül 1969 yılında Malatya Kubilay Ortaokulu’na tayinim çıkmıştı. Sağ sol çatışmalarının başladığı dönemler. Bütün yurtta olduğu gibi çalıştığım okulda da öğretmenler çeşitli sendikalara üye olmuş. Sol görüşün temsilcisi olan TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası), 1969 Aralık ayında Türkiye çapında boykot düzenlemişti. Öğretmen haklarını savunan maddeleri okuyunca, sendikaya üye olmadığım halde ben de boykota katıldım, 4 gün derslere girmedik. Okuldaki 7 arkadaşla birlikte valilikçe 4 ay açığa alındık. Bu dönemde birkaç defa uğradığım TÖS binasında duyduklarım, beni bu arkadaşlardan soğuttu. Boykotun asıl amacının da öğretmen haklarını korumak olmadığını anladım.

Okula geldiğim ilk günden beri Fen Bilgisi Öğretmeni İbrahim Güneş, bana durmadan İslâm’ı anlatıyordu. Allah’ın dininin, bütün dünyadaki halkı Müslüman olan ülkelerin yaşadığı ve inandığı dinden farklı olduğunu söylüyordu. Mustafa Dayımın oğlu Feyzi Özer Abinin Çekirdek Pasajındaki dükkânı uğrak yerimizdi. Memleket meseleleri, dini konular tartışılıyor, konuşuluyordu.

Demem o ki, Said Abiyle tanıştığımda onun düşünce dünyasına yabancı değildim. Tanıştığım ilk aylarda (1970 Mayıs olabilir) Said Abi birkaç kişiyle evimize misafirimiz olmuştu. Tanımadığım bir kişiden bahsediyor “böyle yapmasa daha güzel olur” diyorlardı. Anlamıştım “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” kabilinden söz bana idi. Bunu şunun için anlatıyorum. “Said Çekmegil, karşısındakini çok sert eleştirip perişan eder” diye bir kanaat vardı. Bu, yanlışı savunan ve delilsiz konuşanların onun karşısında yenilmesinden oluşan bir kanaatti, fakat kazanmak istediklerine çok nezaketli davranıyordu.

Aynı yılın güz ayları olabilir. Rahmetli Osman Özkul abinin evinde fikir sohbetindeyiz. Said Abi, konuyla ilgili benim verdiğim örneğin çok isabetli olduğunu söyledi. Yine anlamıştım, sohbetlere yeni katılan Mustafa Gül onure ediliyordu.

Bu bölümde, o günlere ait bir hatıramı daha anlatayım. Rahmetli Feyzi Özer Abinin iftar davetindeyiz. Sofrada, Said Abiden başka dayım, babam, ağabeyim, ben ve Feyzi Abi var. Babamla ilk defa tanışan ve onun mümin halinden etkilenen Said Abinin “Hüseyin ve Mustafa kardeşlerimizin, güzel bir aileden geldikleri şimdi daha iyi anlaşılıyor” iltifatını da unutamıyorum.

Malatya’dan ayrıldığım 1977 yılına kadar, fikir kulübü, Boğaziçi Çay Evi, ev toplantıları, Alaaddin Gürün ve Erdem Şentürk’ün terzi dükkânlarında görüşmelerimiz devam etti. Sonraki yıllarda da, Ağın’a geçerken Malatya’da ziyaret ettim Said Abiyi. İstanbul’da da birkaç defa görüşmelerimiz oldu.

2-Said Abi “Müslüman, mukallit değil, muhakkik olmalı” derdi. Kişi inançlarında gördüklerini ve duyduklarını taklit etmemeli, araştırma sonucunda sağlam bir inanca sahip olmanın gerekliliği üzerinde dururdu. Bu konuda verdiği örneklerden birini hatırlıyorum “İnsanlar pazardan aldığı bir yumurta kadar, dinini incelemiyor.”

Okumak ve araştırmakla; bildiklerini, yayınladığı kırka yakın kitaplarda anlatmakla; bulunduğu her toplumda gündemi kendisi oluşturup çevresindekileri sahih bilgilerle inşa etmeye çaba göstermekle; mukallitleri uyarmakla; yetenekli gördüklerini daha iyi yetişmesi için araştırmaya, düşünmeye sevk etmekle; kimsenin kınamasından korkmadan doğru bildiklerini tavizsiz bir şekilde yaşamakla ömrünü tamamlamıştır.

Malatya ekolünün temelini Malatya müftüsü İsmail Hatip Erzen atmış olsa da, geliştiren, tüm yurtta etkisinin görülmesini sağlayan Said Çekmegil olmuştur. Bu ekolün temsilcileri O’nun fikir sohbetlerinde yetişenlerdir. 1972 tarihinde yayınlanan İyi Niyet Anlayışımız isimli kitabında, fikir sohbetlerinin nasıl yapılacağını anlatmış. Akşam ev toplantılarında veya dernek, dükkân, çay ocağında bir araya gelen kişiler, aralarından bir başkan seçer. Başkanın yönetiminde yine seçimle bir konu tespit edilir. İki veya üç tur, başkanın sağından başlamak suretiyle herkes belirlenen süreyle (genelde 2 dk.)konuşur.Kitapta, fikir sohbetlerinin amacı şöyle açıklanıyor:

“Fikri sohbetlerinin gayesi, âkil ve bâliğ olmuş insanların bir araya geldiklerinde, zamanlarını en güzel şekilde değerlendirmek ve doğru düşünme istidadına yol açabilmektir. Bunun her istenilen yerde tatbik edilebilmesi için de herkesin iştirakini kolaylaştırmak gereğini göz önünde tutmaktır.”

Beklenen faydalar da sıralanmış:

a)Prensiplere sadık kalmak hasletini geliştirmek.

b)Fertleri topluluk arasında konuşturmaya alıştırmak.

c)Beğenmediği düşünceleri dinlemeye sabrı, tahammülü kolaylaştırmak.

d)Makul tenkit kabiliyetini geliştirmek ve ikazlarda en faydalı yolu seçebilme ferasetini sağlamak. Aynı zamanda haklı tenkitleri kabul ederek onu yapanlara teşekkür edebilmek kişiliğine yükselmek.

e)Zihin disiplini sağlayarak diyalektiğe kabiliyeti olanlara yol açmak.

f)Zaruri olmayan hususlarda, hemen bir neticeye varmak aceleciliğinden koruyarak araştırmaya sevk etmek.

Bu fikir sohbetlerinde ve o iklimde yetişenlerin, Malatya’nın dışında da bu tarz sohbetleri devam ettirdiklerini işitiyor ve biliyorum.

İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde ancak 30 yıl sonra tartışılan, konuşulan birçok konu, fikir sohbetlerinin gündemindeydi.

O devirde Süleyman Çelebiyi eleştirmek, Mevlidtdeki İslam inancına ters görüşleri ortaya koymak, kolay değildi.

Yunus Emre’nin “Cennet cennet dedikleri/ Birkaç köşk, birkaç huri/ İsteyene ver sen onu/ Bana seni gerek seni” mısralarındaki yanlışlığı eleştirmek, cesaret işiydi.

Mevlevilerin semasının dinde yerinin olmadığını, Mesnevi’deki edep dışı hikâyelerin anlatılmasının Müslüman bir âlime yakışmadığını tartışmak da cesaret istiyordu.

Muhyiddin-i Arabi’nin savunduğu “Vahdeti Vücut” felsefesinin, İslam’a yüzde yüz aykırı olduğu gerçeği, birçoğuna göre bilinmeyen hususlardı. Bugün bile birçok İlahiyatçı, şair, yazar ve felsefeci,Muhyiddin-i Arabiy’e toz kondurmuyor.

Hatta İstanbul’un fethiyle ilgili hadisin zayıf olduğu, tartışılan konulardandı.

Said Çekmegil, yazdığı kitaplar ve verdiği konferanslarla, sahih ve tevhidi bir din anlayışının ortaya konulmasının öncülerindendi. Dine sonradan eklenenlerin yani bidatların ve hurafelerin amansız düşmanıydı. Kur’an ölçüsüne göre, kılı kırk yararcasına dinden olmayanları ayıklamaya çalışırdı.

3-Said Çekmeğil’in düşünce mirası denince şunlar aklımıza geliyor:

İnsan olmak, olabilmek; boş, anlamsız, batıl olandan uzak durmak; dünyayı değil ahireti önceleyen bir hayatı yaşamak; iki günü birbirine uymamak; Kur’an’ın yol gösterdiği sırat-ı müstakim üzere olmak; süslü yalanların değil, acı da olsa gerçeklerin peşinden yürümek; halkın değil Hakkın rızasını kazanmayı önemsemek; Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmemek; mukallit değil, muhakkik olmak; her türlü şirkten uzak, tevhidi bir din anlayışına sahip olmak; günah olmayan her eylemin, ibadet olduğunun bilincinde olmak.

Ayrıca, zikir, nefis, mucize, keramet, evliya, vahiy, ayet, hadis, gayb, din, ibadet, farz, sünnet, nafile, tarikat, tasavvuf, nebi, rasul, mehdi, şefaat, kabir, kıyamet, mahşer, cennet, cehennem, şirk, tevhit, melek, millet, milliyet gibi kavramları doğru anlamak, her birini Kur’an’ın testinden geçirmek.

Said Abi bu düşünceleri savunurken ve yaşarken çok sıkıntılar çekti. Büyük çoğunluk tarafından dışlandı. Vahhabi, mezhepsiz sıfatları yapıştırıldı. Haksızca yapılan eleştirilere göğüs gererek, taviz vermeden hayatını sürdürdü. Bir şiirinde hakkındaki yakıştırmalara şöyle cevap veriyordu:

“Kardeşim!

Biz ne şahabi,

Ne kebabi,

 Ne vahabiyiz.

Biz ancak,

Vahyi ilahiye bağlı

Müminleriz.

Bize şucu, bucu diyenleri,

Kökü beşere dayalı görüşlere,

Zanlarla şişirilen övünüşlere,

Mensupmuşuz gibi

İftira edenleri, Allah’a havale ederiz…

Biz Müslümanız

Elhamdülillah!

Güzel sözlü olmak isteriz.

Allah koymuş bu adı bize

Müslüman,

Başkasını neyleriz!”

Bugün de öyle değil mi? Kur’an deyince, birilerine göre hadis düşmanı; birilerine göre 7.yy da kalmış çağdışı insansın.

Bilhassa dini konularda toplumun büyük çoğunluğunun kabulüne aykırı bir görüş belirt, ya ajansın, ya da dış mihraklı bir proje. Fakat kim ne derse desin Said Çekmegil’in 50 li 60 lı yıllarda attığı tohum yeşerdi, meyve vermeye başladı. Artık konuşulamayanlar konuşuluyor, nice tabular yıkılıyor. Rasulullah’ın tebliğ ettiği İslam yayılıyor. Kur’an’la yolculuk edenlerin sayısı artıyor.

Said Çekmegil’in düşünce mirasını değerlendirmek için, bir belgesel hazırlanabilir. Malatya Valiliği ve Malatya Belediyesi bu konuda öncülük edebilir.

Takdire değer bir çalışmayı Çıra Yayınları yapıyor. S. Çekmegil’in bütün eserlerini yeniden basıyor. Yeni nesillere ulaşması ve okunması için kültür kuruluşlarının ilgisi ve çabası beklenir.

Kırka yakın bu eserlerin hacmi küçük olsa da, her biri yüzlerce kaynağı işaret ediyor. Ömrü boyunca okumayı ve araştırmayı sürdüren Said Abi, soranlara “ben talebeyim” derdi.“En doğrusunu Allah bilir” düsturuyla hareket ederdi. Delilsiz yazanları eleştirir, fakat “benim yazdıklarım en doğrudur” demezdi. Kitaplarının büyük çoğunluğunu da “Anlayışımız” adıyla yayınladı. İbadet Anlayışımız, İnsanlık Anlayışımız, Milliyet Anlayışımız gibi… Zamanında, okuyanların büyük kazanç elde ettiği bu eserlerin, bugün de orijinalliğini koruduğuna ve okuyanlara yeni ufuklar açacağına inanıyorum.

Ne mutlu Said Abiye, sağlığında eleştirenler bile, bugün onu hayırla anıyor ve eserleri adını yaşatıyor. Rabbimn, en güzel köşklerde ağırlasın inşallah.                       -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------                  (*)  1921 – 2022… Merhum mütefekkir Mehmed Sait Çekmegil’in doğumunun yüz birinci yılı münasebetiyle, hem onu anmak, hem de genç kuşaklara tanıtma düşüncesiyle, onun rahle-i tedrisinden geçmiş, onun talebesi olmanın yanında onunla arkadaş olma bahtiyarlığın ermiş bulunan birkaç değerli dostunun  görüş ve kanaatini içeren makalelerini okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz…