12 EYLÜL DARBECİLERİ, KENDİ DÖNEMLERİNİ KÖTÜLEMEYİ YASAKLAMIŞ

12 Eylül darbecileri, kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı da yasakladı.

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

Türk Silahlı Kuvvetleri, Darbecilerin gerekçe olarak kullandığı İç Hizmet Yasası’nın 35. Maddesi’ne (“Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır”) dayanarak, “Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde” 12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren liderliğinde yönetime el koydu.

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in, “Milli Güvenlik Konseyi Başkanı” ve “Devlet Başkanı” sıfatlarını da aldığı darbeden sonra, 6 Kasım 1983 seçimlerine kadar devletin en üst yasama ve yürütme organı olan ve sadece beş kişiden meydana gelen Milli Güvenlik Konseyi, olağanüstü bir ara rejim hukukuyla ülkeyi yönetti. Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partisi başta olmak üzere, tüm siyasi partileri kapatan, Büyük Millet Meclisi’ni feshederek yasama yetkisi olmayan bir Danışma Meclisi kuran ve Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan bu Konsey, kararlarını hiçbir şekilde tartışmaya açmadı ve yargı denetiminin dışında bıraktı.  

1982’de hazırlatılan yeni anayasada “otorite” kavramı ön plana çıkarılarak, temel hak ve özgürlükler üzerinde günümüze kadar süren kalıcı kısıtlamalar, anayasal ve kurumsal seviyede pekiştirildi. Referanduma sunulan Anayasa’ya, Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı seçilmiş sayılması da bir hüküm olarak kondu. Darbeciler, çıkardıkları “1982 Anayasası’nın Halk Oyuna Sunulması Hakkındaki Kanun’la, Anayasa tasarısının tanıtımı ve açıklanmasını yani lehte olumlu propagandayı serbest bırakırken, eleştirilmesini yasakladılar.  Konsey, hiçbir muhalif ses veya hareketin çıkmaması için “oy kullanmama” yani boykot seçeneğini bile kısıtladı ve oy kullanmayanların beş yıl süre ile seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakılmalarına dair bir maddeyi kanuna ekledi.

Kendilerini her şeyin ve herkesin üzerinde gören Darbeciler, “Anayasa tasarısının çok geniş ölçüde serbest ve demokratik bir biçimde eleştirildiğini” iddia ettikten sonra: “Parlamenter demokratik rejime sağlıklı ve güvenli bir biçimde süratle geçebilmeyi sağlamak amacı ile düzenlenmiş olan Anayasa’nın geçici maddeleri ile Devlet Başkanının(Kenan Evren’in) Radyo-Televizyonda ve yurt gezilerinde yapacakları Anayasayı tanıtma konuşmaları hiçbir surette eleştirilemez ve bunlara karşı yazılı veya sözlü herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Kaydını da eklediler. Bu şartlar ve ortamda, 7 Kasım 1982’de halk oylamasına sunulan Anayasa tasarısı %91 evet oyuyla kabul edilerek 9 Kasım’da yürürlüğe girdi. Üzerinde düşünmenin, konuşmanın, eleştirmenin yasak olduğu bu Anayasa ile Kenan Evren Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı oldu.

6 Kasım 1983 yılında yapılan genel seçimlerden sonra, Türkiye’de olağanüstü rejim dönemi sonaerdi. Askeri yönetimin, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı TurgutÖzal’ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP),19.800.000 seçmenin katıldığı seçimlerde oyların % 45,1’ini alarak birinciparti oldu ve 400 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 211 sandalye kazandı.Askeri yönetim, mecliste birden çok partinin temsil edilmesinin demokrasinin işleyişini aksatabileceği iddiasıyla seçimlere girecek parti sayısını sınırlayan bazı hukuki düzenlemelere gitti.  Bu düzenlemelerle, seçimlerden önce kurulmuş olan 15 siyasi partiden sadece üçü Meclis’e girebildi. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, ilk birleşimini 24 Kasım 1983 günü yaptı ve milletvekilleri ant içerek görevlerine başladılar. TBMM Başkanı’nın seçimi ve Başkanlık Divanı’nın teşekkülünün ardından Anayasa’nın geçici maddeleri gereğince, Türkiye’yi olağanüstü bir ara rejimle yöneten, kararları tartışmaya ve yargı denetimine kapalı Milli Güvenlik Konseyi’nin fiili ve yasal varlığı sona erdi.

 5 yıl süre ile görev yapacak olan ve “Cumhurbaşkanlığı Konseyi” adını alan Milli Güvenlik Konseyi, 6 Aralık 1983 günü saat 11.30’da TBMM Başkanlık Divanı’nın oluşmasından önce son olarak yaptığı toplantıda kabul ettiği 2969 sayılı “12 Eylül 1980 Öncesi Siyasi Çekişme Ve Çatışma Ortamına Benzer Bir Durum Hakkındaki Yasa” başlıklı kanun ile yeni dönemde, siyasi çekişme ve çatışmaların doğmasına yol açacak fiiller ve açıklamalarla birlikte, kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı da yasakladı.

Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun Kasım 2012’de yayınladığı rapora göre: “12 Eylül Darbesi’nde, 650.000 kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.”

 İşte, Milli Güvenlik Konseyi’ni oluşturan ve bugün, 2010 Anayasa Referandumu’nda, değişikliklerin kabul edilmesiyle yargılanmaya başlanan Darbecilerin,  bundan tam 30 yıl önce çıkardığı sözü edilen bu kanuna göre: “c) Milli Güvenlik Konseyi’nin karar, bildiri ve icraatı ile 12 Eylül 1980 tarihinden bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre içerisinde Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkan ve üyelerinin beyanlarımı sözlü ve yazılı olarak kötüleyici ve küçük düşürücü şekilde tartışma veya eleştirme konusu yapanlar,… fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca üç aydan  bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.”… Kanundaki “bu suçların yayın vasıtaları ile işlenmesi halinde ceza bir misli arttırılır” hükümleriyle kendi dönemlerini kötüleyenlere yasak ve cezai yaptırım getirilmişti.

Kaynaklar:

Bülent Tanör, Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasası’na Göre Türk Anayasa Hukuku, İstanbul 2002.

Ahmet Kuyaş(Yay. Yönetmeni), Tarih 2002, İstanbul, 2002.

Günaydın Gazetesi, 8 Kasım 1982. Milliyet Gazetesi, 6-7 Aralık 1983. Resmi Gazete, 6 Aralık 1983, Sayı: 18243

 

Haber Kaynak : Dünya Bülteni


HABERLER